31 Aralık 2015 Perşembe

Elveda 2015


2015'in arkasından su dökmeye mecalimin kalmadığı bu son günde, çok beklediğim 2016'yı sevinçle karşılıyorum.

Sağlık, mutluluk, bereket ve huzur dolu bir yuva kurmayı diliyorum bu yıldan.
Allah'ım sevdiklerimin sağlığını bozmasın, yanımdan ayırmasın.

Her şey, herkesin gönlünce olsun...

Elveda 2015...

24 Aralık 2015 Perşembe

Sadece 1 TL'ye mutluluk satın alabileceğinizi biliyor musunuz?


Soğuğa karşı dayanıksız olduklarından sokak hayvanlarımızın özellikle kış aylarında aç kalmaması için bizlerin de mücadele etmesi gerekiyor.

Hangi birine sahip çıkarım, hangi birine yeterim demektense her birimiz kapımızın önüne bir kap yemek bir kap su koymaktan aciz olmasak daha mutlu bir sokak verebiliriz onlara...

Büyük plastik su şişelerinden kaplar yapıp içine su ve yemek koyabiliriz. Yazın kuraklıktan su bulamadıkları gibi, kışın da suların donması yüzünden su bulamıyorlar.

Dünya bu kadar güzel ve "hepimizin"ken, temiz suya erişebilmek her canlının en büyük hakkı iken, onlar susuz kalıyorlar. Hatta vereceğimiz suları kaynattıktan sonra hafif sıcak şekilde koyarsak, onlar için daha uzun ömürlü içilebilir ve çeşme suyundan daha sağlıklı kılmış olacağız. Bunları yaparken de lütfen gelip geçici hevesler yerine, düzenli bir arkadaşlık sunalım onlara. Sularını, düzenli olarak yenileyelim.

Sadece 1 TL'ye mutluluk satın alabileceğinizi biliyor musunuz?

Dostluk mamalarını bir alışkanlık haline getirin. Onları mutlu edin ve mutluluklarına ortak olun!

Migros'ta her daim bulabileceğiniz ve sadece 1 TL'ye alabileceğiniz dostluk mamaları ile onları ne kadar mutlu edebileceğinizi görmek istemez misiniz? Sizin onlara bu minik hediyenizi kadar büyük bir sevinçle karşılıyorlar ki.. Onların mutluluklarına ortak oluyorsunuz, o kadar içten bir teşekkür ediyor ki size gözleriyle, hayatın ne kadar yaşamaya değer olduğunu hatırlatıyor. Her iki taraf da sizin gönlünüzden kopan 1 TL ile çokça mutlu oluyor...

Bir somun ekmeğe böyle kucak dolusu bir mutlulukla, umutla sarılıyorlar...


Evinizden artan; makarna, fasulye, bezelye, pilav, çorba gibi gıdalardan onlara güzel paparalar yapabilirsiniz. Böylelikle bolca vitamin de almış olurlar. Ama nolursunuz verdiğiniz hiçbir şeyin bozulmamış olmasına dikkat edin. Çünkü özellikle de kış aylarında vucut dirençleri çok düşük olduğundan bir ishal vakası bile ölümlerine yol açabilir.

Duyarlı olalım...

21 Aralık 2015 Pazartesi

Bir bloggerın gizli dramı

-Herkese merhaba, artık ben de blog yazmaya karar verdim ve işte buradayım!

-Bak pezevenge...Nasssıı da ümitli, sanırsın biz de el pençe divan, yazsa da okusak diye bekliyohh!

Sen, blogger arkadaşım; başlarda her şeyin ciddi ciddi sen yaz millet okusun, sen çal onlar oynasın şeklinde ilerleyeceğini diye düşündün değil mi? Bir de bloga şöyle bir afilli giriş attırdın ki sorma gitsin.. Vay anam vay, tüm blogger alemi de seni kucak dolusu sevgi ve hürmetle bekliyordu.. Haa bir de daha ilk postunda herkese gönülden bir merhaba çaktın ki hayran kitleni daha ilk günden üzmeyesin, 2 vakte kalmaz bir sevgi yumağı olasınız. 


Götünden şişlerler adamı valla...

Blogger kişisinin gizli dramıdır bu arkadaşım, değil ilk postun, yanında 2.703 tane 0 olan noncentilyonuncu postu da yayınlasan kimsenin umrunda olmayabilir.


Denersin...
Ama senin olayın başka, aleme adım attın ya burnun inceden inceye koku almaya başlar. Nutella'nın bittiği yerde ayarsın olaya, önüne gelen herhangi bir blogun son postuna osuruktan birkaç güzel söz yazar sonuna da "Ben de blog açtım, henüz yeniyim, buyrun beklerim" diye link koyarsın. Adem oğlusun en nihayetinde.. 

Çeşitli travmatik dönemlerden geçersin.


-"Hıhhh yeni kaydı oluşturdum, mis gibi oldu, yorum yağacak ehehehe!"

-......
-......(hiç yorum gelmez, için daralır da daralır en son milletin kıytırık postlarına yazılan iki haneli yorum sayısını görünce olayın boyutu acizlikten, fesatlığa doğru kaymaya başlar.."
-Sağa sola yorum yazayım en iyisi ehehehe! 20 tane yeter herhalde ehehehe!

Sonuç itibariyle sizi bekleyen süreç çok nettir, ya direnirsin, ya da internet çöplüğünde yerini alırsın. Genellikle direnmeyi seçersin, denersin...


Haksız mıyım len?

Devam edecek....

17 Aralık 2015 Perşembe

Mevlana'dan 7 öğüt...

Şevkat ve merhamette güneş gibi ol, başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol, hoşgörülükte deniz gibi ol, ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol...

Şefkat ve merhamette güneş gibi olurken, Basmane'deki Suriye'lilere tav oluyorum.

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi olurken; iş yerinde hiçbir muhabbetimin olmadığı, eşit mevkimiz gereğince bana " X Hanım" diye hitap etme zorunluluğu bulunduğundan olsa gerek sadece üstlerimizin yanınında doğru hitabı kullanabilme kapasitesine sahip dişi kişilik, kampüs ortamında "Naber bebişim, napıyon canikom, selams.." dediğinde cinlerim ifrite karışıyor, en ufak hatasını kolluyor, hatasını afişe eden mailimi yazarken de yöneticileri CC'ye koymaktan zevk alıyorum.

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi olurken; lüks bir mekanda süslenmiş, püslenmiş akşam yemeğimi yiyorsam, kendimi fırında kahvaltı ettiğim zamandan çok daha havalı hissediyorum.

Hoşgörülükte deniz gibi olurken; toplu taşıma araçlarında eğer 2. koltuğa oturacaksam, çok yer kaplayacağından şişman, gereksiz muhabbet açabileceğinden yaşlı, kolları beni rahatsız edeceğinden kitap okuyan, telefonuyla oynayan, torba taşıyan ya da yine beni rahatsız edeceğinden bacaklarını ayırarak oturan herhangi birinin yanına oturmamak için saniyeler içinde "yanına oturulması gereken doğru insanı" seçiyorum. Aslında bir nevi insanları sınıflandırıyor sonra işime gelmeyenleri tefe koyuyorum.

Olduğum gibi görünüp göründüğüm gibi olurken; aslında sevmeyip de saymak mecburiyetinde olduğum bazı insanlara yapmacık davranmak zorunda kalıyorum. Sen ne kadar kendini beğenmişsin, ne kadar suratsız bir insansın veyahut senin benimle bir derdin mi var arkadaşım demek istediğim birine "Tamam X Hanım/Bey" deyip geçiştirmek zorunda kalıyorum. Şükrediyorum ki böyle insanlarla özel hayatımda hiç karşılaşmıyorum ya da zaten böyle haz etmeyeceğim insanları hayatıma almıyorum.

Kendimi sorgulamaya çalışıyorum, derken inceden inceye de kendime kızıyorum.

16 Aralık 2015 Çarşamba

Kıçından buhar buhar ter damlayan abimiz...

Bill Gates saniyede 230 dolar kazanıyorken; bilmem hiç dikkat ettiniz mi? Sokaklarda, toplu taşıma araçlarında, marketlerde, yürüyen merdivenlerde karşılaştığımız insanların yüzleri hiç gülmüyor. İnsanlar aradıklarını bulamadıklarında, boşa kürek çekmişcilik hissine kapıldıklarında ve her zaman olduğundan az biraz daha çaresiz hissettiklerinden olsa gerek yüzlerine koca bir mutsuzluk ifadesi pelesenk oluveriyor.

Ben de biliyorum, bu ışıklar yanmasına yanıyor da, kapıların arkasında kim bilir ne dertler var..

Aslında üç kuruş maaşa çalışan abimizin derdi, kendine biraz mutluluk satın alabilmek. Aylık konut, gıda, ulaşım, eğitim, sağlık nevi zorunlu masraflarından arta kalan para ile cebindeki telefonun bir tık üst modelini alarak ayı kapatabilirse ne mutlu ona! Bundandır ki aslında küçültülmüş, minyatür bir dünyada yaşıyor gibiyiz.

Öte yanda saniyede 230 dolar kazanan bir adam, beri yanda o adamın 2 saniyelik kazancına ulaşabilmek için 1 ay boyunca kıçından buhar buhar ter damlayan abimiz..

Bizler çenesinin altında haram yemekten bir çenesi daha oluşmuş, her zaman en kaymaklı parsayı toplayan kodomanların oturduğu kapitalist bir düzen masasının ayağı kırık ucuyuz en nihayetinde. Sorun bizde mi diye düşünüyorum bazen. 3 kuruş asgari ücrete 1 ay kiralıyor adam bizi, eşek nevi çalıştırıyor. Biz de azıcık aşım kaygısız başım mantalitesine kendimizi öylesine bir buhranla kaptırmışız ki, kısır döngü buradan başlıyor.. Hayat çarkının altında sıkışanlar, ezilenler, hatta birbiri ile itişip kakışanlar, daha iyisi için birbirinin omzuna basıp kendini kurtarmaya çalışanlar olmak zorunda kalıyoruz.

Dünya gerçekten bir öküzün boynuzlarında duruyor olsaydı, adalet terazisi daha mı doğruya tartardı dersiniz? Yok be..Soru bile değil bu, başlı başına bir sorun!

14 Aralık 2015 Pazartesi

Birlikte uyumak...

Gece defalarca üzerimi örttü, hatta başucumda duran ceketimi de omuzlarımın üzerine serdi, hayal meyal gördüm karanlıkta. Ben uyurken dahi beni koruyabilecek bir adam. Bana böylesine değer veren..

Olmaktan en mutlu olduğum yer onunla birlikte olabildiğim herhangi bir yer.. Tüm geceyi sarılıp uyuyarak geçirebildiğimiz.. 
Her zaman olduğundan daha huzurlu ve güvende hissedebilmek..Gece gözlerimi hafif araladığımda orada olduğunu bilmek, sıcaklığını hissetmek, sığınmak..

Pek çok kez beraber uyuduk elbet ama, bu Cumartesi gecesi böyle tatlı bir uykudaydım işte..
Evliliğimize 165 gün kaldı yani ortalama 23 Cumartesi daha onsuz uyuyacağım. Sonrasında yaşlı, kokoş, aksi bir ihtiyar olduğumda dahi her gün onunda uyumaya devam ediyor olacağım...




8 Aralık 2015 Salı

Alışmamış mabadda don durmaz!

Şu sıralar aklım çok karışık.. İnsanlara karşı dürüst davranamamak kadar büyük bir stres yokmuş meğer..Alışmamış mabadda don durmaz misali ben de bu politik olma "meselesi"ne bir türlü adapte olamadım maalesef...

Kendi içimde evirip çevirip kurduğum çok fazla şey var. Bir türlü ulu orta konuşamama mecburiyetim beni iyiden iyiye iş hayatında bunalıma sokmuş durumda.. .

Evlenip de hiç görmediğiniz bir şehirde yepyeni bir hayat kuracaksanız, iş hayatınız açısından da, çalıştığınız "marka" kurumdan ayrılma mecburiyetiniz var ve koltuğunuzu son ana kadar kollamanız gerekiyor ise vay halinize...

Nisan başında son kez ofisimden çıkasıya kadar ketum olmaya çalışıyorum amma velakin Şubat başı gibi IK'ya bildirmek durumundayım, aslında kanuni olarak 1 ay önceden resmileştirme yükümlülüğüm var ama etik olarak 2 ay öncesini doğru buluyorum..Şimdiden yöneticimle off the record olarak hali hazırda paylaşmış durumdayım nitekim Şubat başı dananın kuyruğu kökten kopacak.

Aslına bakarsanız, bir okul bitti, bir diğerine başladım, okullar bitti iş hayatına atıldım derken hayatı kıyısından köşesinden yakalamaya çalıştığımı fark ettim.

Yaz ortasında dahi ellerimin buz gibi olmasından ötürü bir kan tahlili için, boynumda masa başı hastalığı adı ile tabir edilecek disk düzleşmesi yüzünden bir fizik tedavi için vakit ayırmışçılığım olmadı maalesef.. Sanırım evlendikten sonra, Konya'ya yerleşip ev hanımı moduna geçtiğimde sağlığım için ayırabileceğim bolca zamanım olacak.

Esas adam geçtiğimiz günlerde, bebek ile ilgili planların tarihini erkene çekti:) Ben aslında 1 yıl sonra diye düşünmüştüm ama, benim yaşım 25, esas adam 31.. Benim için kendimi hazır hissedip hissetmememden önemlisi, esas adamın kendini hazır hissedip hissetmediği. Bence artık aile olmaya ve daha önemlisi baba olmaya gerçekten hazır..Sanırım çok da beklemenin anlamı olmayacak.. Mayıs'ta evlenip, güzel bir yaz geçirdikten sonra bebek düşüneceğiz..Sonradan aklıma geldi ki, minik sağlık tetkiklerim için vakit ayırırken, aynı zamanda bir kadın doğum uzmanı ile de görüşeceğim. Bilinçli bir hamilelik için -folik asit vs. hamile kalmadan önce planlamam gereken birtakım şeyler olduğunu tecrübeyle sabitleyen çevremden duymuştum...

Anlayacağınız 2016 bana yenilikler ile gelecek..
Evlilik, yeni bir şehirde hayat kurmak,bir bebek sahibi olmayı istemek...
Sanırım 2016 hoş gelecek...


4 Aralık 2015 Cuma

Kına gecesi için değişik fikirler... Kına hazırlıkları Part:2 Dilek Ağacı

Mayısın 28'inde evlenecek olan bendeniz, kına gecem için neler yapacağımı iyiden iyiye netleştirmeye başladım. 
Aklımda çok çok fazla şey var kına gecesi ile ilgili, tam da bu sebeple sanki küçük bir kitapçık hazırlar gibi tek başlıkta yazmaktansa bir yazı dizisi haline getirmeye karar verdim.

Kına gecemde bir dilek ağacım olsun istiyorum. Ailemizin en yakın bayan üyelerinin katılacağı ortalama 25 kişilik bir organizasyon yapacağım. Kınanın evde olacak olması beni çok fazla heyecanlandırıyor. Tüm detayları ile kendim düşünüp, bütün her şeyi kendim planlıyorum şimdiden. Sonuçta bu benim kına gecem ve benim partim olacak... Sonra mutlaka diğer fikirlerimi de paylaşacağım elbet, ama günün konusu olan bu planlarımdan biri de bir dilek ağacımın olması...
Maalesef dilek ağaçları öyle gidip hazır olarak "kına gecem için dilek ağacı almak istiyorum" deyip temin edebileceğimiz bir şey değil. Yabancı siteler çoğunlukta olmak üzere dandik ferforje kalıplar bulabilirsiniz ama o kadar dandik ve göze batan bir hali var ki eminim tercih etmezsiniz:)

Bir çok siteyi, organizasyon firmasını, event house firmalarını hatta şamdancıları bile araştırdım. Özetle tek çareniz kendi dilek ağacınızı kendiniz yapmak. Hem çaresizlikten, hem de dünyanın öteki ucundan, şansınız yaver giderse İstanbul'dan getireceğiniz tel tel dökülen bir ferforjedense gerçek ağaç dallarından bir dilek ağacı yapmak en güzeli.

Beğendiğim birkaç örneği sizler için ekledim. Örneğin 1.resimdeki gibi şamdan gibi mi tasarlanmalı, yoksa 2.resimdeki gibi vazolu mu? Ağaç dalları beyaz sprey boya ile mi boyanmalı yoksa doğal rengi ile mi bırakılmalı? dallara dekoratif çiçekler yada kurdeleler eklenmeli mi yoksa sadece dilek kartlarınla sade mi kalmalı gibi gibi soruları kafamda henüz netleştiremediğim bir kaç alternatif yapımı olabilir. Nisan ayında işten ayrıldıktan sonra bu ve benzeri hazırlıklarımı hızlandıracağım ve sizlere hazırlayacağım dilek ağacımın görsellerini paylaşmak için fırsat bulabileceğim zannediyorum...Kına dilek ağacım için şimdiden kolejimizin bahçıvanı abimize bir dilek ağacı hazırlayacağımı ve ona göre bir şeyler bulmam için yardımını istediğimi söyledim, kendisi bana mutlaka bulacaktır diye tahmin ediyorum:)

Umarım benim gibi benzer telaşlar ve hazırlıklar içinde olan herkesin işi rast gider...
Sevgiler...

25 Kasım 2015 Çarşamba

Bir nevi evlilik telaşı üzerine..

Bugün pek saygıdeğer, pek sevgili yöneticim ile konuştum. Asistanlığını yapmakta olduğum N. Hanım, İzmir'in en köklü kurumlarından birinin yöneticilerindendir. Kendisine tüm samimiyetimle ve detayları ile paylaşarak durumu anlattım, Mart ayımın son ayım olacağını Nisan'da ayrılacağımı da söyledim vesile ile. Gözlerin dolu dolu olduğu, son derece duygusal bir konuşma oldu. Bu kadar duygulanacağımı, dahası kendisinin de bu kadar duygulanacağını tahmin edememiştim..

Ayrılıklar beni her zaman üzmüştür, nitekim harikalar diyarına da gitseniz her bavulun içinde biraz hüzün vardır...

Tembelliğimden olsa gerek biraz bayatlamış ama güzel haberlerim var sizlere de. Esas adamın Ankara'daki iş macerası "beklediğim üzere" hüsranla sonuçlanınca, Konya-Meram'da tırnak içinde büyük bir projede şantiye mimarı olarak işe başladı,  benim evlilik olaylarım ise her zaman olduğundan daha komplike bir hal almaya başladı.

Kına tarihimi Mayıs 14, 2016 Cumartesi olarak düşünüyorum ve evimde 25 kişilik bir parti havasında yapmak istiyorum. Evimiz Konya'da olacağından, kınayı yaptıktan sonra bir gün dinlenip Pazartesi çeyiz sermek üzere yola çıkarız. Çeyiz çıkarmaya da o kadar çok özeniyorum ki, davullu zurnalı gelinip alınsın, kızlar kapıyı açmayıp sandığa otursun, hurçlarımı nazar boncuklarıyla süsleyeyim, kolilerime kurdelalar bağlayayım istiyorum.. Özeniyor insan her şeyine...

Bu arada düğün salonum belirlediğim tarih olan 28 Mayıs 2016 Cumartesi'ye tutuldu. 400 kişilik yemekli içkili olacak.Aslına bakarsanız, ne yalan söyleyeyim yemekli - içkili düğün olsa da olur olmasa da olurdu benim için, hiç farketmezdi yani. Nitekim; Ankarada Velo Wedding  ile anlaşıldı.Yemekli menü olarak alınmış, içkiyi kayınbabam dışarıdan alacak servisi orası yapacakmış. Sağolsunlar pek ilgilendiler, gittiler geldiler, görüştüler, tuttular. Ocak'ta nişanlımla belediyeden 28 Mayıs'a nikah tarihimizi almak üzere Ankara'da buluşacağız:) O Konya'da ben İzmir'de derken, düğün Ankara'da olacak diye Ankara'da başvuru yapacağız. Allah her şeyi içimize sindirsin inşallah.. Her şeyimiz çok güzel oldu bu zamana kadar; kınamız,çeyiz sermemiz,düğünümüz,balayımız,evimiz, bebişlerimiz de çok güzel olucak inşallah...

İzmir'de yaşıyor, Ankara'da düğün yapıyor, Antalya'ya balayına gidiyor ve Konya'ya yerleşiyorsan en başta söylediğim gibi durumlar komplike bir hal alıyor.. Nişanlımla, belediyeden nikah tarihi almaya gittiğimizde salona da uğrayalım diye düşündük. Ben elimde bir usb ile giriş şarkısından tutun da aklımdaki fikirlere kadar her şeyi paylaşacağım ve organizasyonunu rica edeceğim. Düğünün detayları ve aklımdaki fikirler ile ilgili muhtemelen Ocak'ta bir yazı hazırlarım sizler için de, o zamana kadar kafamdaki birçok şey netleşmiş ve olur...
Ortaya karışık bir şeyler işte. Bir nevi evlilik telaşı...

23 Ekim 2015 Cuma

Bir dizi tavsiyesi; Narkos

İçimde dolup taşan tüm melonkoliye ve Franz Kafka'nın kitaplarından fırlamışcasına hayatımdaki "değişim"lere rağmen blog sirkülerimde daha umut dolu yazılar yazmanın zamanı gelmiştir.

Sabah kahveleri insana ayrı bir mutluluk veriyor mesela, yanında bir parça çikolata da var ise; sanırım mutlu olmayı öğrenmek için hayatta birçok sudan sebebimiz var. Eğer öğrenemezsek zaten mutsuzuz. Efendime söyleyeyim; nişanlımın askerliği, dedemin kaybı, işsizlikler, babamın kalp krizi geçirmesi, ayrılıklar özlemler derken bir de baktım ki aslında mutlu olmayı öğrenmek mesele. 

Yeni bir diziye başladım "Narkos". 1975'lerde Amerikada'ki tüm uyuşturucu trafiğinin %80'ini ele geçirmiş, 80'de ise dev bir uyuşturucu kartelinin başında olan, her yıl elindeki parayı paketlemek için 2500$ değerinde paket lastiği alan bir adam Pablo Escobar'ın serüverinini anlatan olağanüstü bir yapım.
Az az tüketmeye çalışıyorum diziyi ki hemen ilk sezonunu bitirmiş olmayayım... Velhasıl kelam sizlere de şiddetle tavsiye edebileceğim bir dizi.

Havalar serinliyor gibi biraz değil mi? İzmir'de sel felaketi dediler, memleketim yine yağmadı; Demem o ki İzmir'in havasına da kızına da güven olmaz ;)

Çok sevgilerimle,

20 Ekim 2015 Salı

Bir repliği anımsamak bazen...


-Yazarım sana.

-Yazma. O zaman bekliyor insan. Buraya çok az insan geliyor, çok insan gidiyor. Kalan da bekliyor ama bazen çok uzun bekliyor. Yani hani mesela zannediyorsun ki, bi yoldan birisi gelecek. Boş, uzun bi yol. Devamlı ona bakıyorsun. Sonra kimse gelmiyor.
Yazma.

17 Ekim 2015 Cumartesi

Tek başına..

Çok fazla sıktım hayatı avuçlarımda. Kalabalıkta kaybolanlardan oluveriyorum hemen.

Aslında çoğu zaman yalnız hissediyorum kendimi. Tüm seslerin sustuğu geceler mesela, metronun kalabalığından sıyrılıp asansöre tek başıma bindiğim o kısacık an ya da eve giresiye kadar apartmanın merdivenlerinde çıktığım o birkaç kat..

Tüm bunların dışında en ilginci kalabalıklarda kaybolmak. Onu herkes bilemez, herkes başaramaz. Ben tek başıma çok büyük bir kalabalıkken, kalabalıklar içinde çok fazla tek başımayım...

9 Ekim 2015 Cuma

Bir nefes bir dilek...


Bugün gözümü İzmir'e açtım... Doğduğum,büyüdüğüm,okuduğum,aşık olduğum ve aşık olduğum adamın yolunu gözlediğim,otobüs garlarını gözyaşlarım ve sevinçlerimle doldurduğum,martıların kursaklarında vapurlardan attığım gevrekleri  gezdirdiği, bana kardeş, ğöğü güneş, ey sevgili pek sevgili İzmir...
Çocuklarım da atsın martılarına gevrek, okullarında okusunlar, her Eylülde Fuar açıldığında gitmek istesinler, denizlerinde yüzsün kumlarından yıkılmayan kaleler yapsınlar, aşık olsunlar mesela garlarında ağlasınlar garlarında gülsünler..
Tek dileğim bu.Bir kez daha bas bağrına...

2 Ekim 2015 Cuma

Hadi Hayirlisi

Hayvanlarin en ufak acisini acligini susuzlugunu yuregi kaldirmayan, karinca yuvasinin ustunden hoplayarak gecen ben insanlardan nefret ediyorum. Hayvanlarin tek bir yuzu vardir, gercek yuzu. Oysa insanlar kendi icinde binbir alavere dalavere ile tirnak icinde "beyincikleri" yettigi kadariyla bir yere varmaya calisirlar keza varirlar da. Iste basiniza gelebilecek en traji komik durum budur hayatta. En korkmaniz gereken kisi canim cicimmis'cilik rollerine burunendir.Daha da kotusu o kadar canimsin cicisim tenceresi kaynatir ki artik sizin de yuzune gulup arkasindan bir cift kelam saydirmaktan baska careniz kalmaz zira agzinizi acip bisey diyecek olsaniz oklar sizi gostereceginden suyun akip yolunu bulmasini bekler ya sabir ceker nitekim de sabredersiniz..Bu da hayatta oklarin sizi isaret etmemesi gereken nadir durumlarda gecerlidir. Iste sirf bu sebepten katlanmak zorunda oldugumuz insan nevileri vardir, insan demeye bin şahit...

Metronun ilk vagonunda sans eseri secilmiscesine garip bir insan topluluguna daha denk geliyorum.Kufurlesen 2 kadin, ayagini karsi tarafindaki koltuga basa basa oturan depresif ergen kizimiz, burnunu karistirmaktan hic ama hic cekinmeyen marur delikanlimiz yollaniyoruz izmir cukurunda.
Hadi hayirlisi ve ya sabir..
Ps: Turkce karakterlere ozen gosterilmeyisinin sebebi; icinde bulunulan ruh hali ile telefondan bloglamaktır.

1 Ekim 2015 Perşembe

Karanlıkta Şıpıdık Terlik : Bir anneannenin trajikomik hikayesi

Sonbaharın sıcakla soğuk arasında fütursuzca kararsız kalmayı direttiği hava durumundan mütevellit, anneannemle yaşadığımız anlaşmazlıklardan biri dün geceye damgasını vurdu.

Bana kalırsa havalar hep soğuk. Yaz geceleri balkon sohbetlerinde omuzlarına ince bir ceket alan bünyelerden olmaktan gocunmadım hiç. Amma velakin uyuduğum odanın; üzerine en azından bir pike almayı gerektirecek, burnunun ucunu hafifçe sızlatacak kadar da serin olmasının, yastık kılıfının ısındığı zaman ters çevrilmesi alışkanlığının verdigi o iç huzurun müptelası olmaktan da geri kalmadım.

Eğer kendinizi bildi bileli ayni odada yatıyorsanız, dahası belli bir yaşa gelmiş her kadının olduğu gibi anneanneniz de menopozdaysa bir takım hava durumu anlaşmazlıklarının önüne geçmeniz pek de mümkün olmuyor..

Dün akşam son birkaç gündür adet edindiğim üzere erken yattım. Sanırım bunun en büyük sebebi esas adamın bayram tatilinden sonra Ankara'ya dönüşü. Gelişine alışmak gibi birşey yok, mesela gidişine alışmak...

Ben yatıp birkaç uyku evresi atlattıktan sonra zannederim ki saat 23.00 sularında anneannemin yatma hazırlığının tıkırtısı ile uyandım.. Tabi bu arada o odada değilken, yatmadan önce "artık havalar serinledi" düşüncesi ile kapattığım pencereyi açtım.. Uykuma devam ettim...

İlk odaya girdiğinde pencerenin kapalı olduğunu teyit eden ananem ışıklar kapalıyken yatmaya geldiğinde soğuk tokat gibi çarpmış olacak ki kalkmış..

Bunlar olurken odanın içinde karanlıkta şap şap bir terlik sesi... Küçücük odadan gelen terlik sesine bakarsan sanırsın ki çırağan sarayının koridorundan gelen bir terlik sesi.. Yürü yürü bitmeyen bir yol..

Rüyada mıyım gerçekte mi derken yataktan doğrulup bir gayret ışığı açtım. Anneannem ayakta kollarını kaldırmış boşlukta ışığı arıyor.. Zavallımın beni uyandırmamak ve pencereyi kapatmak için harcadığı çabaya mı yanayım, kutu kadar odanın içinde 2 km yol yürümüş olmasına mı bilemedim.. Vesselam bastık kahkahayı.. Seni çok seviyorum benim tosun anneannem..

Sonra yattık uyuduk işte. Hikaye bu kadar.. Dağılın!

30 Eylül 2015 Çarşamba

Piti Piti

Eylül 8 itibariyle 25 yaşımdan çaldığım bu ilk günlerde; aslında çok piti pitiyim.
Yani ne bileyim; sanırım bazı insanlar için büyümek zor zanaat.
Ya büyümek zor zanaat, ya da seninle büyüyen sorunlarına çareler üretmek..

Geçtiğimiz Mayısta evlenmeyi hedefleyip evlenememiş olmam cümle alemin malumu..Eskaza bloglarsam gördüğüm; hatta yaklaşık 10 dk önce kadar onayladığım yorumlardan birinde "yanlış hatırlamıyorsam" yemek takımından mı ne memnun olup olmadığımı sormuşlar.Bir tokat da buradan yedim anlayacağınız ve cevap yazmayarak suskunluğumu bir kez daha perçinledim. Şaka bir yana; vallahi memnunum, sonuçta bir köşede sessiz sakin kutularında bekleyen çeyiz eşyacıklarım onlar, bir zararları yok yani:)

Güzel bir bayram tatiliydi, esas adam buradaydı her şeyden önce. Dahası akıl almaz şekilde, her ne kadar bir sonraki görüşme tarihimizin net olmayışının getirdiği bir iç sıkıntısı olsa da pek bir piti pitiyim. Spagat yapayım derken taklaya gelmiş tavşancık gibiyim...

Tüm tıkırlığında ilerliyor hayat, bazen de tam takırlığında.
Sen sen ol "hadi yine iyisin" diyebileceğin iç huzurunla kal ey sevgili, pek sevgili; canım kendim...

10 Temmuz 2015 Cuma

Bir nefes bir düşünce


Kararlı ve azimli olun. Hiçbir şeyin sizi yari yolda pes etmeye zorlamasına izin vermeyin. Evet hayatta karşınıza çıkabilecek hayallerinize ulaşmanızı engellemeye çalışacak bir çok zorlu engel olabilir ve olacaktir da, binlercesi hatta milyonlarcası. Önemli olan zor şartlarda da pes etmemeyi öğrenmektir. Ete kemiğe bürünmüş bir düşman mesela. Bu sizi çekemeyen kendince rekabet etmeye çabasında sinsi bir insan da olabilir, ütopyanizin gerçekleşmesi için ihtiyaciniz olan kararlılığa sahip olmadığınızdan kendi kendinize yarattığınız bir şanssızlık da. Insan kaderini yaşamaktan ziyade yönlendirmek için var olmalıdır. Hayallerimiz, arzularimiz, hedeflerimizin gerçekleşmesine var olan gerçeklerimizin engel olmasına izin veriyor olmamız en büyük aptallığımız.
İnsanoğlu çekilecek dert değil. İşte böyle yürekleniyorum ara sıra. Öyle böyle değil ama...

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Yazik Be...


Metroya binerken her sabah gördüğüm bir gevrekçi var. Gençten, Egeli'den hallice kuvetli muhtemel İzmirli. Simite gevrek diyenlerin diyarindan vesselam..Hiç sesi soluğu çıkmaz boyozunu gevreğini koyar tezgahının başında müşterisini bekler. Olay bundan ibaret..

Bu sabah otobüsten inmemle bir, adeta bir zabıta ordusunun öyle böyle değil türden baskınına şahit oldum. Adamcağız bozuntuya vermeden üç beş tane birbirinden cahil birbirinden merakli vatandaşın bakışları arasında sakince, biraz kendine biraz başkanlarına kırgın toplamaya başladı karton ustune tahtadan olan tezgahini. İçim acıdı yalan değil. Kimbilir kimlere bedavadan kahvaltı olacak şimdi bunlar.. Oysa evine 3,5 kurus götürebilse belki birilerine ayakkabi olacakti bu simitler,ya da ne bileyim yoldan geçerken alınmış kızarmış bir tavuk.
Anlayacağınız hamuduyla götürenleri ruhumuz duymaz, üçün beşin kavgasında ak pak tertemiz bir insan olduğu her halinden belli gevrekçi kardeşimin başına gelmeyen kalmaz.
Hayat bu işte. Yazik be...


25 Nisan 2015 Cumartesi

Rapunzelin saclarini yolmuslar...


Karga eserini yemeden uyanmadim bugun ama yine de erken denilebilecek bir saatte gorev bilinci ile zor zanaat kalktim yataktan vaka ortalama 4-5 haftada bir cumartesi gunleri ayni gorev bilinci ile basbasa kalarak yollara dusuyorum...Uzun lafin kisasi bu cumartesi de o cumartesilerden biri iste ve ben bugun calisiyorum...

Basim agriyor yine, ustune de ozellikle de su sira midem bulaniyor...Hatta aslinda bu yaziyi hep ise giderken gerceklestirdigim uzun metro yolculugu sirasinda yazmak istemistim ama sagolsun onumde oturan cin kizili sacli bayan nahos ve 2.sinif agir parfum kokusuyla burnumun ucunu yanik hissiyle derdest ettiginden pek mumkun olmadi...

Biraz blogun ne alemde oldugunu arastirmaya calistim, ozellikle ceyiz ve evlilige dair yazilarda rekora kosmusum.Google amcaya evliligin e'sini sorsaniz beni bulabilirsiniz hatta kim bilir belki de arama motoruna nokta koyup aratsaniz da ben cikacagim...Ta daaa! Bu da site degerinin basli basina yuksek oldugunu gosterir ki ozetle Google kiymetimi biliyor...

Nitekim; tirnak icinde "evlilige dair her ne varsa" hususunda fenomen olma yolunda ilerledigimi dusunsem de; bu yaz olmasini arzu ettigimiz dugunumuzun bir baska bahara kaldigini itiraf etmek zorundayim.Yine de neliklerle yaptigim ceyizimi hazirlamaya devam ediyor, eksik parcalari ufak ufak da olsa tamamliyorum.Maksat icimde bir sey kalmasin diyerek de imkanlar dahilinde gonlume gore olani aliyorum.Kucuk ev aletlerimi de tamamladim mesela...

Franz Kafka'nin herhangi bir kitabindan firlamis gibiyim sabahin korunde.Bahsettiklerimin bir kismini yol boyunca dusunmeden once, saclarimi belime kadar uzatan sari citcitlarimi takip koyuluyorum yola...Kirmizi bir ruj surup gecistiriyorum..Dusunduklerime bir renk versem siyah sanki, rengini biraz acsam toz pembe..

Rapunzelin saclarini da yolsalar, velhasil kelam hayat yine toz pembe...


24 Nisan 2015 Cuma

Kahraman kedi


O kadar dolu dolu geciyor ki zaman artik blog yazmayi bile mobil hale getirme cabasindayim, buyuk ihtimal de ise gidip gelirken blog yazmaya calisacagim.10 sene oncesinin en iyi telefonunu kullanirsaniz maalesef yil 2015 oldugundan yapabilecekleriniz amiyane tabirle kotali oluyor...Gectigimiz ay sonu android sisteme terfim akabinde bloglama imkani olabilecegi kafama biraz gec dank etti.Neyse ki etti..Aslinda baslarda hic yanasmak istememistim yeni bir telefona, yeni modellerin hicbiri pijamamin ceplerine sigmiyor..Nitekim buna da alisiliyor, herseye alisildigi gibi..Insanin hamuru "alismak".

Yine ben ortalarda gozukmeyeli almis basini gitmis bir degisim var.Evlenenler, bebek bekleyenler, mezun olanlar, sinir olanlar, mutlu olanlar, bir baltaya sap olanlar ve daha niceleri, hepinizi cok seviyorummm...

Dun tv karsisinda yayilarak gecti, su almak icin mutfaga gitmedim, susuz kaldim ama dinlendim.Sasirtici bir sekilde yine de sabah sanki hic tatil yapmamis 14 saat uyumamis gibi neliklerle kalktim.Demek ki neymis bir gun onceki bol kepce uykunun sabahin 7sinde bana bir artisi yokmus, bu aci gercegi de farkederek ise gitmenin tadindan yenmiyormus..

Beni Garfield yapan en temel ozelligim asikar ki tembelligim, ama en onemlisi ben marjinal bir tembelim, zira 5 dakikada bir calsin diye uyanma saatinden yarim saat onceye alarm kurup keyif edenlerdenim.

Bir de ben her zaman, kotu kopege ucan tekme atan kahraman kediyim.

23 Nisan 2015 Perşembe

Uzun zaman aralıkları ve bir nefeste neler olduğu

Sanırım bu kadar ara bana bile fazla...Ne zamandır  yazmadığımdan bahsederek başlamak beni daha da içler acısı hale düşürmekten başka da bir ise yaramaz tahminimce.En onemli olan hali ile, sonuç itibariyle kürkçü dükkanındayım...

Bu arada telefondan bloglamak uzun zamandir bloglamamanin da otesinde ingilizce karakter kullanmadiginda omrunden omur calan bir sorunsal vaka benim cok da alanimda olmadigi ı'larin i olusu ile asikar...Bu da artik laptoptan yazmamin hayatimdaki zaman yonetimi acisindan na mumkun oldugunun ve bundan gayri ı'lari i yazacagimin ilk teminati...

Her ne kadar ben size "yeni bir is buldum" diye yazsam da haber eskidi... Bir diger olumlama olarak cook memnunum isimden.Bu arada bu kadar uzun bir aradan sonra zaman kavramlari iceren bir yazi utanc kaynagi haline getirebilir diye de dusunmuyor da degilim.Sahi ya, bunca zaman ben nerelerdeydim?

Esas adamin askerden donusu akabinde tarafimca aval aval gecen issiz gucsuz dolu dolu 1 ay malumunuz...Sonrasi Izmir'in en iyi en koklu kolejinde -ingilizce bolum asistani- olarak ise baslamam.Izmir'de is bulmanin bu denli zor oldugu 2014un sonlari 2015in baslarinda, esas adamin da issizlikten agzinin payini bilahare alarak, evlilik hayallerinin bir baska bahara kalmasi...Ozetle bunca ay birkac cumleden ibaret gecti gitti gibi.Hali hazirda durumlar bundan ibaret...


Ozlendim mi acaba diye dusunmustum bloga girerken, simdiyse aklimdaki tek sey burayi ozledigim..Birkac cumle de olsa benim "var olmam" lazim.. Baharin kararsizligi bu sene bahari bile kasvetli yapti, bahar bile dustu gozumden...Neyleyim sirca kosku icinde salinan yar olmayinca hesabi...


Hosgeldim, bir yerde umut var, her yerde umut var...

6 Mart 2015 Cuma

Revit Architecture Kursu-Özel Ders-Mimarlık

Arkadaşlar; İzmir'de özel REVIT dersi vermeye başladım. DERS TALEBİ İÇİN BLOG SAHİBİYLE İRTİBATA GEÇEBİLİRSİNİZ.

NEDEN REVIT ÖĞRENMELİSİN? NEDEN BENDEN ÖĞRENMELİSİN :)

Öncelikle bu yazıyı konuk yazar olarak yazdığımı ve bloğun bana ait olmadığı dipnotunu paylaşmak isterim...3D Studio Max, Autocad, Archicad,Sketchup, Allplan derken, hayatımıza girmekle kalmayıp son yılların revaçta olan programı REVIT Architecture ile ilgili çok fazla bir şey bilen olmadığı gibi, üstüne bir de bilgi kirliliği var desek yeridir.

Revit'in en can alıcı noktasından başlamakta sakınca görmeden; "Her şeyden önce bu programın en büyük artısı -siz daha 2 boyutta planını çizerken- 3 boyutu kendi oluşturuyor; sadece oluşturmakla da kalmayıp istediğiniz yerden kesit ve görünüşünü de almanıza olanak sağlıyor.

Proje elemanlarının alanlarını - boyutlarını dahz ası size rahatlıkla parametrik olarak yerleştirdiğiniz her türlü veriyi listelemenizi, maliyet hesabını yapmanızı, metrajını çıkartmanızı sağlıyor.

Avrupa'da en iyi firmaların ofislerinde bir standart haline geldiği aşikar..

Bilenler bilir, Autocad'de bir sey modellemeye gör -ki hala model olayinda cad kullanan var mi, o da ayri mevzu- yok region'di, yok extrude'du, ömrünü yer, bitirir. baştan Revit altyapınızı güzel kurarsanız, duvar tipidir, döşeme tipidir, katmanlardır, takır takır yuerseniz ışık hızına ulaşmamanız için de bir sebep yok.

En ufak bir revizyon yaptığınızda da material/quantity gibi cillop özellikleri anında güncelliyor.

Proje ve üretim sureci koordinasyonu, lojistik gibi hassas mevzular söz konusu olunca hayat kurtarıyor. Görsellik açısından harika Render'lar almanız da cabası. Aynı zamanda Autodesk'in  programı olduğundan da AutoCAD'le uyum sağlayarak tüm CAD dosyalarınızı açıyor, bu da bir diğer avantajı

Tüm bunların yanı sıra; bildiğim, aktif olarak kullandığım, tek kelime ile "hakkı bokunu son derece kurtaran" bir program..Gelecekte herkesin  "Arkadaşlar aramızda REVIT Architecture bilmeyen var mı?" diye soruyor olmasına şaşırılmaması gereken program..

Mesleğimin MİMAR olmasından ötürü; aslına bakarsınız olayı çözümleyebilmiş tipler olduğuna inanmıyorum piyasada, araba ilanı gibi Revit kursu/Reviz özel ders verilir/en ucuz özel Revit dersi yazıp telefon numaralarını bırakanlarla dolma taşma durumunda internet çöplüğü, dahası insanlar da mimari çizimde bir zorunluluğa dönüşmeye başladı.

Anlayacağınız tam bu noktada ben devreye giriyorum:)) En temelinden başlayarak, sıfır noktasından alıp tüm incelikleri ve püf noktaları ile REVIT 'e dair öğrenebileceğiniz her ne var ise paylaşmak üzere hali hazırda ders veriyorum ve özel ders sürecine bir kısıtlama getirmeden, "Sen ne zaman öğrenirsen, istediğini de sor" mantalitesi ile en kral dersi de anlatıyorum.Kurs sonrasında; aklınıza takılan her ne var ise yine irtibatta kalabiliyoruz.Bu arada birçok mimarlık öğrencisine de çizim hazırlıyorum o da ufak bir anekdot olsun şuracıkta:)

Programın niteliklerine dair bir listeyi ekliyorum;

Plan boyutunda çalışırken yapının 3. boyutunun da tasarlanması.
Projeyi çizerken başta düşünülmeyen veya farkedilmeyen hataların model oluştururken görme ve sistem çözümünü oluşturma imkanı sağlaması.
Tasarlanan yapının başka bir programa gerek kalmadan görselleştirilmesi imkanı. (mental ray render)
Projenin hangi kısmında çalışırsanız çalışın yapılacak herhangi bir değişikliğin bütün projeye aynı anda işlenmesi.
Yaptığımız proje üzerinden istediğimiz kadar kesit alma imkanı tanıması ve biz planda çalışırken kesitleri oluşturması.
3d kesit alma imkanı.
İstediğimiz kadar görünüş ve kesit alabilme imkanı. ( Bu çalışmalar proje dosyasının boyutunu değiştirmez.)
Projenin istenen detayda metrajının hazırlanması.
Proje bitiminde daha sonradan istenen değişiklikleri herhangi bir paftadan düzeltme imkanı sağlaması ve diğer paftaları kendisi düzeltmesi.

Revit Architecture Eğitim İçeriği

•  Genel Tanıtım
•  Programın İçeriği Temel Kavramlar ve arayüz tanımı
•  Wall komutu ( Duvar )
•  File Menüsü Tanımlanması ( AutoCAD'den Transfer, İmport )
•  Project Browser

•  Design
•  Basics Komutları (Temel Komutlar)
•  Modelling Komutları
•  View Komutları
•  Detail Komutları
•  Room and Area Komutları
•  Structural Komutları
•  Site Komutları
•  Mass Komutları
•  Construction Komutları
•  Render Komutları

•  Family
•  Metraj Listesi Hazırlanması
•  Pafta Düzeni
•  Project Linking (Proje Bağlayıcı)
•  Phasing ( Aşamalı Olarak Yapmak )


Blogger anneler fenomen çocuklar; anne bloggerlar teşhirci mi? Neden kendime anne blogger diyorum?

Bir evin bir kızıyım. Annem ben henüz 1 yaşındayken geçirdiği yüz felci sonrasında hastalanıyor ve ömrünün sonuna kadar yardıma ihtiyaç duya...