28 Şubat 2014 Cuma

Mutlu Sonun Başlangıcı ve Cuma Psikolojisi


Sonunda nişan tarihi konusunda netleşmeler başladı.Yarın da salonu tutsam da bir rahata ersem ve üşenmeden bloguma hemen bir ballandırsam bunun detaylarını:)
İnsanlar 1 yıl önceden salon tutuyor ya var mı böyle bir şey? Var vallahi...
E sen de yumurtanın evrimleşmesini beklerken stres içinde stres yaşıyorsun doğal olarak...Bu yüzden; nişan hazırlıklarındaki bu ilk adımımı sanki mutlu sonun başlangıcı olarak nitelendiriyorum :)

Haftanın yorgunluğunu atmak hevesleriyle paydos ettim bu gün, bu hafta yıl gibi geldi bana. Sanırım karakteristik özelliklerime işlemiş olan kuruntulu zihnimin getirisiyle de 30'uma varmadan yaşlanırım:)
Kaldı mı geriye son 7 senem..Hadi hayırlısı :)

Sevgi, aşk, merhamet ve mutlulukla kalın..Koskocaman bir gülen surat olun, uzatmadan siz en iyisi mi HOŞÇAKALIN...


27 Şubat 2014 Perşembe

ÖYLE BİR ŞEY YAZMALIYIM Kİ...Blogum Üzerine: Karman-Çorman; Saçma-sapan Karalamalar...Nedir benim akıbetim?

Öylesine bir şey yazmalıyım ki benim için yazmak değil, ortaya çıkan bir yazı değil,senin için ise okumak
değil..Öylesine bir şey olsun işte, bir anlamı olmasın mesela, bir alt mesajı olmasın, kendim çalayım kendim oynayayım bugün..Bir girişi,gelişmesi ve sonucu olmasın bu kez, tüm "bilmiş abla"lığımla hiç çekinmeden uydurduğum bir edebiyat türüne öncülük edeyim fütursuzca...

Bir paragrafta bin konu olsun, sonucu da bir yere varmasın istedim.Ucu açık kalsın kelimelerin ve okunurken nereye çekersen oraya gitsin.
Hafızaların, düşüncelerin, kuruntuların, ideallerin karmaşası kadar göreceli olmaktan geri kalmasın...

Her gün be gün yeni bir yazı paylaşmak konusundaki tutarlılığım dur durak bilmeksizin devam ediyor; ki bugün düşündüm...Nedir benim akıbetim?
Blog yazmak için başlamadım aslında yazmaya, yazma şevkimi geri kazanabilmek için bir blog açtım kendime, aslında Temmuz 2013'ten beri aktif durumda fakat kendim pek aktif olamamışım; ta ki şu sıralara kadar...Zannedersem yazma şevki denilen şeyin geri gelmesi epeyce zaman alıyormuş :)

Şu sıralarsa yazma isteğinin tavan yaptığı yere tahtımı oturtmuş durumdayım, lakin divan edebiyatı yapmaya da pek niyetim yok! Yani bildiğimi okurum ben,öyle de olmalı.Bir cümlenin ifade ettiği benim anlatmaya çalıştığımdan çok senin ona yüklediğin anlamdır her zaman. Dolayısıyla sen nası istersen o yöne gitmeli yazdıklarım; bir sorunun, bir olayın, ya da ilerleyen bir paragrafın en önemli yanı istediğin yere çektiğinde gelebilecek olabilme kapasitesi, daha da net betimlemek gerekir ise adeta tablolaştırılabilitesidir. Yazdıklarımı okurken; ne kadar tablolaştırılabilirsen o kadar başarmışım derim kendime.


25 Şubat 2014 Salı

BaLık Hafızamdaki UÇ UÇ Böceğim!


En sevdiğim çocuk şarkısıydı; evvel zaman içinde kalbur saman içindeki çocukluk dönemimin en güzel hatıralardan biri; hala hiç değişmeyen balık hafızama yakışır; kısa, net ve içten..Hayatımın o dönemindeki en içten nakaratım, küçük bir kız çocuğu olduğum zamanlar bıkmadan üşenmeden söylediğim şarkı...Bugün nereden esti de parmağımın ucuna kondu bu melodi bilinmez...
Uzun zaman sonra nedensiz yere mırıldandım...

Küçük aklımızla bin dereden su getirip, uğur böceği yakalar, daha sonra inanılmaz bir inanç derecesiyle dilek tutar ve bu nakaratı mırıldanarak adeta bir nevi totem yaparmışcasına hemen uçarsa dileğin gerçekleşeceğine canı gönülden inanırdık, en azından ben inanırdım...Böylelikle bizler,onların da kanatlarına taşıyabileceğinden fazla yük yüklemiş olduk...

Siyah benekli kırmızı kanatlar; ''evvel zaman içinde kalbur saman içinde'nin'' en güzel fakat en silik anısı olarak kalır zamanla hafızalarda; bir de hiç değişmeyen balık hafızama yakışır melodisi : '' Uç, Uç böceğim! Yarın düğün olacak,annem sana terlik pabuç alacak..''

23 Şubat 2014 Pazar

FiLm Kuşağı Part 1 : MALEFİQUE


Korku filmleri kategorisinde bu tarz filmler pek yer almıyor açıkçası, biz izleyenler de; başrol oyuncusunun; taşındığı evin eski sahiplerinin ruhları tarafından rahatsız edilmesinden başka konuyu pek göremiyoruz dolaylı olarak.Buradan ele alırsak; sıradışılık anlamında her ne kadar başarılı olursa olsun illumunati göndermeleri son derece rahatsız ediciydi.

Film 2002 yapımı ve tamamen KARABÜYÜ olgusunun İLLUMUNATİ'ye dem vurmasının Fransız bir konsepti.

BaşLangıç : Aynı hücreyi paylaşan dört mahkumdan biri olan Carrère bir gün hücre duvarında bir günlük bulur. Bu günlük bir asır kadar önce bu hücrede kalmış Danvers’a aittir. İşin ilginç tarafıysa, günlükte kara büyü hakkında detaylı bilgiler yer alıyor olmasıdır. ' diye okuduk ve izledik..

İllumunati hakkında; herhangi bir bir fikri-zikri dahi olmayan herkes az çok ''Ya bu kadar sembol de neyin nesi?'' düşüncesine kapılmak bir tarafa, düşünceler denizine paldır küldür yuvarlanabilir.

Bunların yanısıra filmde psikolojik bir gerilim de hakim.İçimizdeki insanlığa karşı savaş açmış senarist. İster istemez kendinizi huzursuz hissediyorsunuz, birkaç sahnede de hafızaya kazınacak başarılı karakteristik gerilim vardı ki tekrar insan olmayı ve insan psikolojisini sorguluyorsunuz.

Filmin finalinde biraz ters köşe yapmaya çalışırlarken azıcık ucundan saçmalamakla birlikte, ''-to be continued'' izlenimi yaratmaya da çalışmışlar amma velakin yıl olmuş 2014 hala filmin devamı gelmemiş.

Şahsi fikrim olarak, illumunati simgelerinden son derece rahatsızlık duymuş ve gereksiz göndermeler olarak nitelendirmiş olsam da film genel hatlarıyla ''farklı'' ve kayda değer olduğundan netice itibariyle kesinlikle zaman kaybı değil...

22 Şubat 2014 Cumartesi

CAN SIKINTISI


Aslında çoğu zaman kendinizden dahi gizlediğiniz, düşünmemeye çalıştığınız, bir şekilde hallolur gider edasıyla yaklaştığınız herhangi bir kuruntu yada sorunun; bir anda dört bir taraftan paradoks gelişmeler sürecine dahil olması durumunda tekrar gündeme gelmesiyle yaşanabilecek gelip geçici ve bunun kadar uzun bir tanım cümlesine sahip olabilecek en nadir şey; CAN SIKINTISI'dır..

Nitekim ''CaN Sıkıntısı'' hakkında hayatınıza katabileceğiniz, en pozitif enerji; bir bilirkişi tespiti ile;  sıkı can iyidir çabuk çıkmaz'dan ibaret olacaktır.

Can sıkıntısının en kötü yanı da anlamsız olmasıdır ve bu da bir o kadar rahatsız edicidir. Albert Camus Amcamıza göre ne de olsa ''Kendine bir anlam arayan tek varlık insandır.'' Kendimize aradığımız anlam, zamanla zihnimize bir mutluluk tablosu çizmeye ve tablonun tüm ögelerini,gerekliliklerini tamamlamak için gereken her türlü çabayı göstermek kaydı şartıyla , zamanla evli mutlu çocuklu üçleminde bir hedefe doğru koşmanın ilk adımını oluşturur aynı zamanda..

Uzun felsefi cümlelerimin içinden sıyrılarak biraz biraz kendi ruh halimi düşündüm de şimdi, birazcık ''Can Sıkıntısı''..

Basiretim bağlandı, göze nazara geldim vallahi..Ama ben bugün o işi de hallettim, vallahi de billahi de kurşun döktürücem, bitecek gidecek..:) İşe yarar mı tartışılır bilemem ama ben an itibariyle; evrene bu yöntemle pozitif enerjimi göndermeye dair karar vermiş durumdayım:)) Hala ve hala nişan tarihinin belirlenmesi konusunda bir gelişme yaşanmadı.Nişan tarihimin; başta söylediğim can sıkıntısı tanımından payını alarak; 'bir anda dört bir taraftan paradoks gelişmeler sürecine'' dahil olmasıyla, ben de bu yazıya anlam katan anlamsız can sıkıntım ile; ''Sıkı can iyidir, çabuk çıkmaz!'' diyorum kendime.

Kafanıza tokadan başka bir şey takmayın. Hoşça Kalın...

21 Şubat 2014 Cuma

SÖZLÜLÜK DÖNEMİ: Peki Şimdi BeNi NeLeR BekLiyoR?

TatLı BiR TeLaş, SözLeNmek'te anlattıklarının devamı gelmemiş dediler, efendime söyleyeyim ben de ''bir söz'den sonra neler oldu'' turu hazırladım.Ne oldu ne bitti kısmından çok, yazacaklarım kafamda bir altın kurallar zincirine dönüşmeye başladı yavaştan. Buyurun buradan;

24.08.2013 tarihli söz telaşı yerini sözlülük dönemine bırakıyor.Bu sırada aileler iyice kaynaşıyor,sözlünüzle ilişkinizi pekiştirmesi  ve daha da bir ciddileştirmesinin yanısıra bir de ''aileler'' faktörü giriyor işin içine..Tabir-i caizse; o kısım tamamen şans işi bence.Sözlendiğiniz andan itibaren; birkaç aşamalı ruh halleri geçirerek kendi altın kurallar zincirinizi oluşturmaya başlıyorsunuz.Benim ruh hallerime gelince;

ALTIN KURAL 1: İŞİNİZİN TAMAMEN ŞANSA KALDIĞI

Benim şansım yaver gitti, hoş gerçi şüphem de yoktu.Çünkü birini seviyor olmanızın en önemli nedeni zaten onu ''O kişi'' yapan herşeydir ve onun ''O kişi'' olmasında en büyük rol ailesinindir. İster istemez anne ve babanın imzasını taşır bir çocuk, ben hep buna inanırım.Sonuç olarak; sevdiğiniz kişi de böyledir, anne baba imzalıdır, aksi mevcut ise bir şanssızlıklar silsilesinin içine doğru sürükleniyor olmanız an meselesidir zaten...

ALTIN KURAL 2: OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN, GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL!

Diyelim ki sonunda sen de el içine karıştın..Yapmacık olma! Bırak seni olduğun gibi görsünler..Neyin eksik canım..Şu hayatta en zor durumda olan erkek, iki kadının arasında kalan erkektir, dahası da yok..Hele bu iki kadından biri eş, diğeri de anneyse :) Sözlendim dediğin an ilk soru genelde şu olur: Kaynanan nasıl?
Geçsinler bu eski kafalığı, hangi devirde yaşıyoruz canım, tabi ki de iyi olacak.(Yeri gelmişken; kocaaamaaan bir öpücük;  Müş anneme ''nam-ı değer kayınvalidem'e )Madem el içine karıştın; en basit formülü söyledim zaten, olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol! Arkası çorap söküğü...

ALTIN KURAL 3: YAŞLILIK PSİKOLOJİSİNİ KABULLEN!

Yaşın her ne olursa olsun; bir uhuvvet çöküyor üzerine ve bir bayan olarak ''KART''laştım korkusu damarlarında dolaşmaya başlıyor.Benim yüreğime öküz oturmuştu ilk zamanlar desem yeridir, hoş kimseye belli dahi etmedim ama içten içe o psikolojiye bürünüyor insan.Aynadaki toy kız bir anda bir bayan oluyor nası oluyorsa.Bir günde yaşlanıyorsun canım, bir günde.O yüzden biran evvel yaşlılık psikolojisini kabullen, hayatının bu bölümünde çok da takılıp kalmanın alemi yok, sonuçta ekmek bile bayatlıyor dimi ama :)))

ALTIN KURAL 4: NİŞANA, DÜĞÜNE ÇOK KAFA YORMA!

Aslında bu kısım hayatın geneli için de geçerli.Sen sen ol; hayatta hiçbir şeye çok kafa yorma.Düşün düşün, YOK'tur işin derler malum:) İsteme, söz kısmı her türlü atlatılır atlatılmasına ama, bu sefer de insanın içinde bir nişan telaşı başlıyor.Yok tarih belirle, yok hangi salonu tutmalıyım, ne giymeli ne takmalı nasıl makyaj yaptırmalıyım, kimleri çağıralım vesaire uzun bir ''Kafamda DeLi SoRuLaR Listesi'' oluşturmuş olacaksın benim gibi, gerek yok su akacak yolunu bulacak.Baktın önüne geçemiyorsun, kafanı dağıt canım sende ne bileyim film izle zaman öldür, çikolata ye mutlu ol bu kadar basit.

Sevgiyle KaL...



Blog tavsiyesi

!

  • MAHVOLDUM, Ne imiş efendim; iyi bir blogger olmak için aynı zamanda sosyal bir blog olmak, ilgi çekici temalar, oradan buradan fırlayan widgetlar-gadgetler efendime söyleyeyim ıvır zıvırlar kullanmak gerekiyormuş-muş..Bunlarla da kalmayıp bu ıvır zıvırları kendi facebook,twitter,google + hesaplarıyla ilişkilendirecekmişsin birde ...

Gelelim konuya; bazı blog önerilerini araştırdım biraz;
kimileri yararlı içerikler sunarken, kimileri de lafı fenomen blogları eleştirmek dahi işe yarıyor'lara kadar getirerek saçmalamış gitmiş...

Mahvoldum,maf... Ben anlamam arkadaşım; sosyal blog olmaktan, facebook hesabı dahi olmayan blogumun ne kadar sosyal olabildiği tartışılacak bir dem olsa da; ben de blog'umun saçmasapan html'leri,kodları,widgeti,gadgetı artık allah ne verdiyse uğraştım hallettim adeta el içine çıktım sonunda :) İnanılmaz derecede yoruldum, hayatım boyunca hiç bilgisayar ile alakalı bir işte bu kadar çok çaba harcamadım, tahminimce de harcamam artık..Neyse sonunda hallettim zaten Google Amca'da şunu nasıl yaparım,böyle mi yapmam lazım, yaptım bak bakalım olmuş mu'ya varan aramalarınız sonucunda binlerce site; başta ÖzgüN BLog'LaR olmak üzere; gerekli desteği sağlıyor.

Benin tesbitim ve gözlemim; Google Amca'ya dikkat etmek..Ne kadar özgün içerik yer alırsa blog'unuzda Google Amca da o kadar destek veriyor siteye, unutmadan; öyle sağdan soldan çalıntı içerikleri de bir güzel tespit edebilme yeteneğine de sahip kendisi...

Öte yandan en önemlisi blog yazma amacını belirlemek; eğer blogu'nuzu takipçim çok olsun, fenomen bir blogger olayım, hem akayım hem kokayım diye açtıysanız; aynı şekilde silmek imkanınız da var; zaman kaybetmeden siliniz ;) Sonuçta para ile takipçi satılan sanal alemde; çok da kayda değer bir heves olmayacaktır sizinkisi...

Uzun lafın kısası; ÖzgüN İçeRik DiyoRuM arkadaşım; ÖzgüN İçeRik... !!!

Blogger anneler fenomen çocuklar; anne bloggerlar teşhirci mi? Neden kendime anne blogger diyorum?

Bir evin bir kızıyım. Annem ben henüz 1 yaşındayken geçirdiği yüz felci sonrasında hastalanıyor ve ömrünün sonuna kadar yardıma ihtiyaç duya...