4 Aralık 2015 Cuma

Kına gecesi için değişik fikirler... Kına hazırlıkları Part:2 Dilek Ağacı

Mayısın 28'inde evlenecek olan bendeniz, kına gecem için neler yapacağımı iyiden iyiye netleştirmeye başladım. 
Aklımda çok çok fazla şey var kına gecesi ile ilgili, tam da bu sebeple sanki küçük bir kitapçık hazırlar gibi tek başlıkta yazmaktansa bir yazı dizisi haline getirmeye karar verdim.

Kına gecemde bir dilek ağacım olsun istiyorum. Ailemizin en yakın bayan üyelerinin katılacağı ortalama 25 kişilik bir organizasyon yapacağım. Kınanın evde olacak olması beni çok fazla heyecanlandırıyor. Tüm detayları ile kendim düşünüp, bütün her şeyi kendim planlıyorum şimdiden. Sonuçta bu benim kına gecem ve benim partim olacak... Sonra mutlaka diğer fikirlerimi de paylaşacağım elbet, ama günün konusu olan bu planlarımdan biri de bir dilek ağacımın olması...
Maalesef dilek ağaçları öyle gidip hazır olarak "kına gecem için dilek ağacı almak istiyorum" deyip temin edebileceğimiz bir şey değil. Yabancı siteler çoğunlukta olmak üzere dandik ferforje kalıplar bulabilirsiniz ama o kadar dandik ve göze batan bir hali var ki eminim tercih etmezsiniz:)

Bir çok siteyi, organizasyon firmasını, event house firmalarını hatta şamdancıları bile araştırdım. Özetle tek çareniz kendi dilek ağacınızı kendiniz yapmak. Hem çaresizlikten, hem de dünyanın öteki ucundan, şansınız yaver giderse İstanbul'dan getireceğiniz tel tel dökülen bir ferforjedense gerçek ağaç dallarından bir dilek ağacı yapmak en güzeli.

Beğendiğim birkaç örneği sizler için ekledim. Örneğin 1.resimdeki gibi şamdan gibi mi tasarlanmalı, yoksa 2.resimdeki gibi vazolu mu? Ağaç dalları beyaz sprey boya ile mi boyanmalı yoksa doğal rengi ile mi bırakılmalı? dallara dekoratif çiçekler yada kurdeleler eklenmeli mi yoksa sadece dilek kartlarınla sade mi kalmalı gibi gibi soruları kafamda henüz netleştiremediğim bir kaç alternatif yapımı olabilir. Nisan ayında işten ayrıldıktan sonra bu ve benzeri hazırlıklarımı hızlandıracağım ve sizlere hazırlayacağım dilek ağacımın görsellerini paylaşmak için fırsat bulabileceğim zannediyorum...Kına dilek ağacım için şimdiden kolejimizin bahçıvanı abimize bir dilek ağacı hazırlayacağımı ve ona göre bir şeyler bulmam için yardımını istediğimi söyledim, kendisi bana mutlaka bulacaktır diye tahmin ediyorum:)

Umarım benim gibi benzer telaşlar ve hazırlıklar içinde olan herkesin işi rast gider...
Sevgiler...

25 Kasım 2015 Çarşamba

Bir nevi evlilik telaşı üzerine..

Bugün pek saygıdeğer, pek sevgili yöneticim ile konuştum. Asistanlığını yapmakta olduğum N. Hanım, İzmir'in en köklü kurumlarından birinin yöneticilerindendir. Kendisine tüm samimiyetimle ve detayları ile paylaşarak durumu anlattım, Mart ayımın son ayım olacağını Nisan'da ayrılacağımı da söyledim vesile ile. Gözlerin dolu dolu olduğu, son derece duygusal bir konuşma oldu. Bu kadar duygulanacağımı, dahası kendisinin de bu kadar duygulanacağını tahmin edememiştim..

Ayrılıklar beni her zaman üzmüştür, nitekim harikalar diyarına da gitseniz her bavulun içinde biraz hüzün vardır...

Tembelliğimden olsa gerek biraz bayatlamış ama güzel haberlerim var sizlere de. Esas adamın Ankara'daki iş macerası "beklediğim üzere" hüsranla sonuçlanınca, Konya-Meram'da tırnak içinde büyük bir projede şantiye mimarı olarak işe başladı,  benim evlilik olaylarım ise her zaman olduğundan daha komplike bir hal almaya başladı.

Kına tarihimi Mayıs 14, 2016 Cumartesi olarak düşünüyorum ve evimde 25 kişilik bir parti havasında yapmak istiyorum. Evimiz Konya'da olacağından, kınayı yaptıktan sonra bir gün dinlenip Pazartesi çeyiz sermek üzere yola çıkarız. Çeyiz çıkarmaya da o kadar çok özeniyorum ki, davullu zurnalı gelinip alınsın, kızlar kapıyı açmayıp sandığa otursun, hurçlarımı nazar boncuklarıyla süsleyeyim, kolilerime kurdelalar bağlayayım istiyorum.. Özeniyor insan her şeyine...

Bu arada düğün salonum belirlediğim tarih olan 28 Mayıs 2016 Cumartesi'ye tutuldu. 400 kişilik yemekli içkili olacak.Aslına bakarsanız, ne yalan söyleyeyim yemekli - içkili düğün olsa da olur olmasa da olurdu benim için, hiç farketmezdi yani. Nitekim; Ankarada Velo Wedding  ile anlaşıldı.Yemekli menü olarak alınmış, içkiyi kayınbabam dışarıdan alacak servisi orası yapacakmış. Sağolsunlar pek ilgilendiler, gittiler geldiler, görüştüler, tuttular. Ocak'ta nişanlımla belediyeden 28 Mayıs'a nikah tarihimizi almak üzere Ankara'da buluşacağız:) O Konya'da ben İzmir'de derken, düğün Ankara'da olacak diye Ankara'da başvuru yapacağız. Allah her şeyi içimize sindirsin inşallah.. Her şeyimiz çok güzel oldu bu zamana kadar; kınamız,çeyiz sermemiz,düğünümüz,balayımız,evimiz, bebişlerimiz de çok güzel olucak inşallah...

İzmir'de yaşıyor, Ankara'da düğün yapıyor, Antalya'ya balayına gidiyor ve Konya'ya yerleşiyorsan en başta söylediğim gibi durumlar komplike bir hal alıyor.. Nişanlımla, belediyeden nikah tarihi almaya gittiğimizde salona da uğrayalım diye düşündük. Ben elimde bir usb ile giriş şarkısından tutun da aklımdaki fikirlere kadar her şeyi paylaşacağım ve organizasyonunu rica edeceğim. Düğünün detayları ve aklımdaki fikirler ile ilgili muhtemelen Ocak'ta bir yazı hazırlarım sizler için de, o zamana kadar kafamdaki birçok şey netleşmiş ve olur...
Ortaya karışık bir şeyler işte. Bir nevi evlilik telaşı...

23 Ekim 2015 Cuma

Bir dizi tavsiyesi; Narkos

İçimde dolup taşan tüm melonkoliye ve Franz Kafka'nın kitaplarından fırlamışcasına hayatımdaki "değişim"lere rağmen blog sirkülerimde daha umut dolu yazılar yazmanın zamanı gelmiştir.

Sabah kahveleri insana ayrı bir mutluluk veriyor mesela, yanında bir parça çikolata da var ise; sanırım mutlu olmayı öğrenmek için hayatta birçok sudan sebebimiz var. Eğer öğrenemezsek zaten mutsuzuz. Efendime söyleyeyim; nişanlımın askerliği, dedemin kaybı, işsizlikler, babamın kalp krizi geçirmesi, ayrılıklar özlemler derken bir de baktım ki aslında mutlu olmayı öğrenmek mesele. 

Yeni bir diziye başladım "Narkos". 1975'lerde Amerikada'ki tüm uyuşturucu trafiğinin %80'ini ele geçirmiş, 80'de ise dev bir uyuşturucu kartelinin başında olan, her yıl elindeki parayı paketlemek için 2500$ değerinde paket lastiği alan bir adam Pablo Escobar'ın serüverinini anlatan olağanüstü bir yapım.
Az az tüketmeye çalışıyorum diziyi ki hemen ilk sezonunu bitirmiş olmayayım... Velhasıl kelam sizlere de şiddetle tavsiye edebileceğim bir dizi.

Havalar serinliyor gibi biraz değil mi? İzmir'de sel felaketi dediler, memleketim yine yağmadı; Demem o ki İzmir'in havasına da kızına da güven olmaz ;)

Çok sevgilerimle,

20 Ekim 2015 Salı

Bir repliği anımsamak bazen...


-Yazarım sana.

-Yazma. O zaman bekliyor insan. Buraya çok az insan geliyor, çok insan gidiyor. Kalan da bekliyor ama bazen çok uzun bekliyor. Yani hani mesela zannediyorsun ki, bi yoldan birisi gelecek. Boş, uzun bi yol. Devamlı ona bakıyorsun. Sonra kimse gelmiyor.
Yazma.

17 Ekim 2015 Cumartesi

Tek başına..

Çok fazla sıktım hayatı avuçlarımda. Kalabalıkta kaybolanlardan oluveriyorum hemen.

Aslında çoğu zaman yalnız hissediyorum kendimi. Tüm seslerin sustuğu geceler mesela, metronun kalabalığından sıyrılıp asansöre tek başıma bindiğim o kısacık an ya da eve giresiye kadar apartmanın merdivenlerinde çıktığım o birkaç kat..

Tüm bunların dışında en ilginci kalabalıklarda kaybolmak. Onu herkes bilemez, herkes başaramaz. Ben tek başıma çok büyük bir kalabalıkken, kalabalıklar içinde çok fazla tek başımayım...

9 Ekim 2015 Cuma

Bir nefes bir dilek...


Bugün gözümü İzmir'e açtım... Doğduğum,büyüdüğüm,okuduğum,aşık olduğum ve aşık olduğum adamın yolunu gözlediğim,otobüs garlarını gözyaşlarım ve sevinçlerimle doldurduğum,martıların kursaklarında vapurlardan attığım gevrekleri  gezdirdiği, bana kardeş, ğöğü güneş, ey sevgili pek sevgili İzmir...
Çocuklarım da atsın martılarına gevrek, okullarında okusunlar, her Eylülde Fuar açıldığında gitmek istesinler, denizlerinde yüzsün kumlarından yıkılmayan kaleler yapsınlar, aşık olsunlar mesela garlarında ağlasınlar garlarında gülsünler..
Tek dileğim bu.Bir kez daha bas bağrına...

2 Ekim 2015 Cuma

Hadi Hayirlisi

Hayvanlarin en ufak acisini acligini susuzlugunu yuregi kaldirmayan, karinca yuvasinin ustunden hoplayarak gecen ben insanlardan nefret ediyorum. Hayvanlarin tek bir yuzu vardir, gercek yuzu. Oysa insanlar kendi icinde binbir alavere dalavere ile tirnak icinde "beyincikleri" yettigi kadariyla bir yere varmaya calisirlar keza varirlar da. Iste basiniza gelebilecek en traji komik durum budur hayatta. En korkmaniz gereken kisi canim cicimmis'cilik rollerine burunendir.Daha da kotusu o kadar canimsin cicisim tenceresi kaynatir ki artik sizin de yuzune gulup arkasindan bir cift kelam saydirmaktan baska careniz kalmaz zira agzinizi acip bisey diyecek olsaniz oklar sizi gostereceginden suyun akip yolunu bulmasini bekler ya sabir ceker nitekim de sabredersiniz..Bu da hayatta oklarin sizi isaret etmemesi gereken nadir durumlarda gecerlidir. Iste sirf bu sebepten katlanmak zorunda oldugumuz insan nevileri vardir, insan demeye bin şahit...

Metronun ilk vagonunda sans eseri secilmiscesine garip bir insan topluluguna daha denk geliyorum.Kufurlesen 2 kadin, ayagini karsi tarafindaki koltuga basa basa oturan depresif ergen kizimiz, burnunu karistirmaktan hic ama hic cekinmeyen marur delikanlimiz yollaniyoruz izmir cukurunda.
Hadi hayirlisi ve ya sabir..
Ps: Turkce karakterlere ozen gosterilmeyisinin sebebi; icinde bulunulan ruh hali ile telefondan bloglamaktır.

Blogger anneler fenomen çocuklar; anne bloggerlar teşhirci mi? Neden kendime anne blogger diyorum?

Bir evin bir kızıyım. Annem ben henüz 1 yaşındayken geçirdiği yüz felci sonrasında hastalanıyor ve ömrünün sonuna kadar yardıma ihtiyaç duya...